PANLECTIC.INFO

Suyun Nüvesi: Thales ve Panlektik Yakınlık

Felsefe çoğu zaman büyük bir cümleyle değil, basit görünen bir sezgiyle başlar. Thales’in “Her şeyin özü sudur” sözü de böyle bir başlangıçtır. İlk bakışta bu ifade, doğayı açıklamak için kurulmuş eski bir fizik cümlesi…

Suyun Nüvesi: Thales ve Panlektik Yakınlık

Panlektik düşünce açısından nüve, anlamı başlatan küçük ama yoğun çekirdektir. Bir fikir, bir olay, bir karşılaşma ya da bir sezgi nüve olabilir. Nüve tek başına tamamlanmış bilgi değildir; doğru düğüme temas ettiğinde bağlam açar. Thales’in suyu da böyle okunabilir. Su, yalnızca canlıların ihtiyaç duyduğu bir madde değil; hayatın görünür yüzünde sürekli dolaşan, biçim değiştiren, içine aldığı şeyi taşıyan ve her yere sızabilen bir ilk işarettir.

Thales’in suyu seçmesi tesadüf gibi görünmez. Su akar, buhar olur, donar, toprağın içine iner, göğe yükselir, bedende dolaşır. Kendini saklamaz ama tek biçimde de kalmaz. Varlık da böyledir: değişir, taşınır, görünür olur, geri çekilir. Panlektik açıdan su, bu yüzden yalnızca bir “başlangıç maddesi” değil, varlığın hareket etme tarzını sezdiren bir nüvedir.

Burada Thales ile Panlektik düşünce arasında ince bir akrabalık belirir. Thales doğadaki çokluğu tek bir ilkeye bağlamak ister. Panlektik ise çokluğu tek bir donmuş cevaba indirgemez; ama her çokluğun içinde bir temas noktası, bir bağ, bir iç akış arar. Thales’in suyu, bu arayışın eski dünyadaki yalın adıdır. Panlektik düşüncede ise aynı arayış, nüve, düğüm ve bağlam ilişkisiyle yeniden kurulur.

Su, insanın dışında duran bir şey gibi değildir. Bedenin içindedir, toprağın altındadır, bulutun içindedir, gözyaşında ve kanda dolaşır. Bu yüzden suyu düşünmek, dışarıdaki doğayı düşünmekten ibaret kalmaz; insanın kendi varlığına da dokunur. Belki de bu noktada Kur’an’daki “Biz ona şah damarından daha yakınız” ayetiyle sezgisel bir bağ kurduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü burada yakınlık, yalnızca mesafe ile ölçülen bir yakınlık değildir. Varlığın en iç damarında hissedilen, insanın kendisinden bile önce gelen bir kuşatılmışlık hâlidir.

Thales’in suyu ile ayetin işaret ettiği yakınlık aynı düzlemde okunmamalıdır; biri felsefi ve kozmolojik bir sezgi, diğeri ilahi yakınlığı dile getiren vahyi bir ifadedir. Fakat Panlektik bakış, bu iki alan arasında aceleci bir özdeşlik kurmadan bir yankı sezebilir. Su nasıl hayatın içinde sessizce dolaşıyorsa, ilahi yakınlık da varlığın en derin yerinde, insanın kendine en yakın sandığı noktadan daha içeride hissedilir.

Bu sezgi, Panlektik düşüncenin önemli damarlarından birine açılır: Hakikat çoğu zaman uzakta aranır, fakat onun işaretleri en yakında dolaşır. İnsan göğe bakar, yıldızları okur, evrenin sınırlarını düşünür; ama kendi nefesindeki ritmi, bedenindeki akışı, kalbindeki kırılmayı ihmal eder. Su burada bir öğretmene dönüşür. Sessizdir, fakat durduğu yerde bile konuşur. Taşır, çözer, birleştirir, aşındırır.

Thales’in suyu, Panlektik dilde bir başlangıç nüvesi olarak yeniden düşünüldüğünde, eski bir doğa felsefesi cümlesi bugünün anlam arayışına katılır. Su bize şunu fısıldar: Varlık katı bir duvar değil, dolaşan bir akıştır. Hakikat yalnızca yukarıda ya da uzakta değil, insanın içinden geçen en sade unsurlarda da iz bırakır.

Belki de Thales’in büyüklüğü, suyu seçmesinden çok, varlığın dağınık görünüşleri arasında bir birlik sezmesindedir. Panlektik düşünce bu sezgiyi alır, kapalı bir formüle dönüştürmez; onu yeni bağlamlara açar. Su artık yalnızca “her şeyin arkhesi” değildir. Bir nüvedir. İnsanı doğaya, doğayı varlığa, varlığı da ilahi yakınlığın sezgisine bağlayan akışkan bir işarettir.

Yazılar İletişim